Şiddetin ne hoş, ne güzel şefkatin

Gençliğim Schopenhauer okuyarak geçti. Hazretin mizojinistliğinden ikrah gelince ‘Eh hadi be sen de’ diyerek kendisine kapıyı göstermiştim. (Feat. Ajda Pekkan /Arkanı dön ve çık/İstenmiyorsun artık) Tabii bu bazı söylediklerinin doğru olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Schopenhauer’un saplantılı fikirlerini atarsanız fena bir adam olmadığını göreceksiniz, borç isterse verin, kırmayın çocuğu.

İki gündür iki arabesk figürün (biri oyuncu, yekdiğeri şarkıcı) kavgası ülke çapında ana gündem maddesi oldu. Kadın ünlü, adam da hakeza. Toplumun temeline rutubet gibi çöken vasatlık onlara da sirayet etmiş. Niçin? Onlar da vasatı satarak para kazanıyorlar çünkü. Oyuncu olanı dizilerde ‘Senin dalağını s…rim ha” diyerek tokat patlatır, şarkıcı olanı bu kadar şiddet yanlısı değildir, ‘İki satırlık adamları ömrüne musallat ettiğini ve ustasına da kadehi doldurmasını’ tembih eder. Bak ikisine de ne görüyorsun? Aynı yozlaşmışlığın farklı tezahürleri. Şimdi kavgalarıyla, daha doğrusu şarkıcı olanın oyuncudan gördüğü şiddet iddiasıyla gündemdeler. Ben meseleye başka açıdan bakacağım.

Oyuncu bey o gece neler yaşadı, şarkıcı hanımdan neler duydu bilmiyorum. Bu şiddeti meşrulaştırır mı? No monşer, o ayrı bahis. Şarkıcı hanımın ‘Bu yahninin tuzu eksik’ denilerek şiddet görmediği de izahtan vareste. Erkeği bu kadar çıldırtacak şey sonrasında erkek ne yapmalıydı, onu düşünüyorum. Çekip gitmek? Kendi evinden bile olsa? Yazdık bunu ihtimaller arasına. Bütün o öfkeye hakim olup kadına taksi çağırıp kadını yollamak? Bunu da ekledik listeye. Kadına hiç öfkelenmeden kızgınlığını belli etmek? Bunu da ilave ettik. Geriye ne kaldı? Susmak ve kapıyı göstermek. Hadi bu da tamam. Yazmak kadar kolay değil bunları yapabilmek. Dişlerinizi sıkarken kıracak kadar büyük bir irade gerektiriyor. Kendinize hakim olup gerçekten durabilecek misiniz? Hakikaten zor. Sonrasında kadının yaşattığı travmayı nasıl atlatırsınız bilemem, travma mıdır ortada olan onu da bilemem. Tartışma entipütften bir sebepten çıkıp da bu noktaya geldiyse o apayrı bir bahis.

Psikolojik şiddetin de açtığı yara en az fiziksel şiddet kadar ağır. Biri vücutta, diğeri psikolojide derin iz bırakıyor. Vücuttaki iz kalıcı olmasa da ruha açılan gedik kolay kapanmıyor. Görünen köy kılavuz istemez, çeyrek yüzyıla psikolojik şiddet suç olarak kabul edilip ceza kanununa girecek.

İnsanların duygusal boşluklarına kamikaze dalışı yapıp, kişinin bütün değer yargılarını çöp gibi buruşturup atmamayı öğrense herkes, zaten mesele kalmayacak.

Yahninin tuzu örneğinde olduğu gibi, ‘Ne bu evin hali, yemek de yapmamışsın’ kabilinden bir laf söyleyip akabinde şiddet uygulayan erkekle, sürekli psikolojik şiddetle karşılaşıp karşılığında fiziksel şiddet uygulayan erkek arasında nasıl bir fark vardır? İkisi de aynı diyeceksiniz. Hayır, değildir. Birincisinde kadın tamamen suçsuzdur ve o kadına bunu yapan adam sonuna kadar cezalandırılmalıdır. İkincisinde iki taraf da suçludur. (Fiziksel şiddet uygulayan daha fazla suçlu olmak kaydıyla.) Şiddet uygulayan her kim ise, bunu yaptığı için daha fazla cezalandırılmalı ama psikolik şiddet uygulayan da hukuk çerçerevesinde mutlaka ceza almalıdır. Gel gör ki psikolojik şiddeti nasıl ispatlayacaksın? Mesele burada başlıyor. O da yeni nesil hukukçuların ilgi alanı olsun artık.

Ertuğrul Özkök gibi başladım yazıya, uzlaşma kültürüne çim tohumları serptim. Biraz da Fatih Altaylı modumu açacağım şimdi:

E be kardeşim, kimsenin kimseye psikolojik travma yaşatmaya hakkı yok. Patavatsızca konuşuyorsan, karşındakinin de sana yapacaklarından emin değilsen bu riski neden göze alıyorsun? Çok ters bir laf edersin, karşıdakinin gözü döner, mazallah iş iki tokat bir yumruk olayını da aşar, adli vaka başka bir vakaya dönüşür. Ne gerek var?

Şarkıcı olan hanımefendi seneler önce bir şarkı çıkarmıştı piyasaya. Sözlerini aynen paylaşıyorum:

“G…üne güvenen şöyle gelsin/Bıraksın inadı dize gelsin/Sözünden dönen namert çıksın/Bizde böyle bundan sonra/Kendime yararım bundan sonra/İster gelirim ister gelmem/Hesap mı vericez bundan sonra…”

Tam Freud’luk vaka yahu aslında şu olay. Şarkıcı hanım baya öfkeli. Oyuncu adam hayli asabi.  Hal böyle olunca Midnight in Paris filmine dönüşmüyormuş ilişki. Fight Club’a evriliyormuş.

Yeni moda, bayat, kokuşmuş ve çağın foseptiğini işkembesinde taşıyan neo-arabeskimsi kültürü hariç tutarak, arabeski ‘konsept’ olarak değil, ‘müzik’ olarak topluma yansıtan, kelimenin literal anlamıyla ‘hakiki arabeskçi’ Orhan Gencebay’ın şu sözleri bütün kavgaların aslında ‘niçin’ yaşandığının acı ama gerçek vesikası değil midir?

“Belki de çok mutlu olacaktık tutsaydık dilimizi/Bu inat, bu kapris, bu kavgalar, yıprattık sevgimizi/En acı sözler bile söylerken tutmadık dilimizi/Dil yarası, dil yarası en acı yara imiş/Dudaktan kalbe bir yol var ki, sevgi ve şefkattenmiş…”

Kadir SARIKAYA

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s