Taksiciyle kavga ettik, Haramidere’den adam toplamaya gidiyoruz!

Fanatizm ile aptallık arasında çok ince bir çizgi vardır. Dünden beri konuşulan tek şey Hürriyet Gazetesi’ne yapılan yersiz ve gereksiz baskın. Hiç kimse PKK’yı ve bu saldırının getireceği sonuçları konuşmuyor. Siyasi bir iştahla tamamen kendi kellesini kurtarmanın peşine düşmüş bazı nadanlar yalnızca ortalığı karıştırıyor, aslında HDP’ye ve PKK’ya hizmet ediyor.

Doğan Grubu dün, ancak istihbaratçıların anlayabileceği tarzda bir espiyonaj faaliyeti yürüttü. Önce Cumhurbaşkanı’nın bambaşka bir konudan bahsederken kullandığı ‘400 vekil olsaydı bunlar yaşanmazdı’ sözlerini çarpıtarak haber yaptı, ardından kaldırdı. Ne var ki iş işten geçmişti. İddia ortaya bir kere atılmıştı ve geri dönüşü yoktu. Bu haber sosyal medyada ışık hızıyla yayıldı. Herkes Cumhurbaşkanı’na yüklenmeye başladı. PKK yine unutuldu.

Sen Ak Partili’ysen, muarızının kalesine taşla, sopayla değil fikrinle saldıracaksın. Eline silahı aldığın anda meşruiyetin ortadan kalkar. Sen HDP’liysen, Ak Parti’ye yine fikrinle, öz düşüncenle, kimsenin baskısı altında olmadan, özgürce karşı çıkacaksın. Yine eline silahı alırsan bütün meşruiyet kalelerin yıkılır. İki tarafta da bu açığı görüyorum. Dün defalarca söylememe rağmen, çılgınlık derecesine varmış bir gözüdönmüşlükle Hürriyet binasına saldırıldı. Hürriyet Gazetesi umurumda bile değil. Attıkları hayat karartan manşetleri ve bu yüzden kahrından öldürdükleri adamları çok iyi biliyorum. Dün yapılan baskın asla bir mukavemet değil, bile bile lades demekti. Şimdi ‘Özgür basına saldırı’ ayağına kendisine harika bir koz edinmiş Hürriyet Gazetesi’yle karşı karşıyasınız.

Çıkıp ‘Gezi’de de NTV’nin arabalarını yakmışlardı, binasının önünde toplanmışlardı’ diyerek bu baskının arkasında duranlar olacaktır. Ben A Haber’deyken editör kartımı göstermeye çekiniyordum, ola ki çapsız birinin saldırı ve hakaretine maruz kalırım diye. Adımlarımı her zaman temkinli attım. Bu ülkenin sokaklarında yürümek bile tehlikeli hale gelmeye başlamıştı, nemelazımdı, durup dururken kendimizi hedef haline mi getirecektik? Bundan büyük aptallık olur muydu?

Biat kültürünün en çukur tarafı, ‘Oğlumdur yapar, istediğini de kırar, değil mi çocuğum, yeni vazo alırız biz de’ mantığıdır. Halbuki o vazo bir kere kırıldıysa yaramaz çocuk bir kez daha kıracaktır, bir kez daha kıracaktır, bir kez daha kıracaktır. Peki bu durumda ne olacak? Senin siyasi meşruiyetine gölge düşecek. Karşı taraf sana ‘vandal’ diyecek, ‘hazımsız’ diyecek, ‘gazete binasını basan özgürlük düşmanları’ diyecek. Eline bir koz daha vermiş olacaksın.
Genelkurmay şehit sayısını bugün açıkladı. Birçoğumuz için yalnızca istatistik olarak tarihe geçecek. 1984’den beri verilen hiçbir kurbanı bugün hatırlamadığımız gibi, aynı yerde, 2007’de 12 şehit verdiğimiz Dağlıca saldırısını da çoktan unuttuk. Bunu da bir hafta içinde unutup kendimize başka gündemler yaratacağımızdan kimse kuşku duymasın.

Birini kudurtmak istiyorsanız, onu muhatap almayacak ve yokmuş gibi davranacaksınız. Bu demek değildir ki uysal koyun gibi bıçağa başınızı uzatın. Tepkinizi sözlerle vermeyi beceremeyip, evrimini tamamlamamış canlılar gibi hareket ederseniz karşılaşacağınız yegane şey takdir değil, tekdir olacaktır. Defalarca uyardım, Hürriyet’in eline koz verilmemesi gerektiğini, yapılan baskının Hürriyet’in lehine olacağını söyledim. Gözü dönmüş güruh ne yaptı? Hürriyet’i bastı. Şimdi Doğan Medya’nın elinde harika bir koz var.

PKK’nın aşağılık saldırısı ülkede büyük infiale sebep olacakken, Hürriyet başarılı bir espiyonaj ve operasyonel faaliyetle bir güzel algıyı başka tarafa çekti. PKK ve şehitler hiç konuşulmadı. Saldırı bir süre askıya alındı ve Doğan Medya’sıyla Hükümet arasında geçen bir savaşın yansımaları gibi lanse edilmeye çalışıldı. R.Tayyip Erdoğan yeni anayasadan bahsedip 400 milletvekiline vurgu yaparken, bu sözleri çarpıtarak haber yapan ve birkaç dakika sonra silen Hürriyet’in operasyonuna kurban giden binlerce saf görüyorum karşımda.

Yapılması gereken gazetenin binasını basmak değil, ertesi gün soruşturma başlatmak olacaktı. Ben demokrasiye inanmıyorum. ‘Senin dalını kıranın ağacını kökünden kes’ felsefesine inanıyorum. Ancak ben bile oturup sakince hadiseleri analiz ederken, kendisine milletvekilliği gibi büyük bir nimet verilmiş insanların, kahveden adam toplar gibi gazete basıp slogan atmasını hiç anlayamıyorum. Ben vatandaşım, gazeteciyim, kavga etmişliğim, trafikte arabadan inip karşı tarafın üzerine yürümüşlüğüm, dayak atmışlığım, dayak yemişliğim çoktur. Fakat bunu milletvekili payesiyle yaparsam, durumum şu anda hezeyanlar içinde kıvranan Feyzi İşbaşaran’dan farklı olmazdı.
Taksiciyle kavga edip Haramidere’ye adam toplamaya gider gibi gazete basmak, bir zamanlar Güneş Gazetesi’ni elinde silahla basan Fatih Altaylı’dan bir farkın olmadığını gösterir.

Aklıselimle hareket etmez, şahsi menfaatlerin için iş yapmaya kalkar, yalnızca cukkanı düşünürsen, adamın biri ejderha gibi bir gün tepene çöker ve kuyruğunu kesiverir.

‘Kendi düşen ağlamaz’ çünkü.

Nereden mi biliyorum? Tecrübelerimden. Arayın A Haber’i, TVNET’i, Yeni Şafak’ı, sorun beni. ‘İyi çocuktu ama fazla gaza geliyordu’ diyeceklerdir. Ben gaza gelmemeyi yaşadığım acı tecrübelerle öğrendim. Size de ‘Dikkat, sobaya dokunmayın çünkü elinizi yakar’ demem için illa bunu tecrübe etmeniz gerekmiyor. Soba sıcaktır ve yakacaktır da.
Akıl baştan gitti mi, bütün melekeler sıfıra iniyor. Kendimden yola çıkarak söylüyorum. İsteyen üzerine alınsın, isteyen alınmasın. Devir gaza gelip Twitter’dan ‘siyaset kastırma devri’ değil, eli taşın altına koyma, proaktif davranma devridir.

Yoksa o boş artistlikleri ben de çok yaptım zamanında. Kaybeden ben oldum. Siz de kaybetmek istemiyorsanız, sakin durmayı, soğukkanlı davranmayı, mantıkla hareket etmeyi paşa paşa öğreneceksiniz.

Diyelim, öğrenmediniz. Siz bilirsiniz. Tarih, 100 yaşına kadar yaşayacağını zannedip 33 yaşında cüzzama yakalanan Kudüs Kralı’nın hikayesini de anlatır Kingdom of Heaven filminde. Üstelik Ridley Scott çekmiştir, başarılı bir yapımdır. Sonunda kazanan kim oldu dersiniz? Kendini yarı Tanrı gibi gibi gören Kudüs Kralı mı?
Hayır! Tamamen soğukkanlılıkla hareket eden, nerede hangi adımı atacağını bilen Selahaddin Eyyubi kazanmıştır savaşı ve nihayetinde Küdus’ü fethetmiştir.

Siz de bir yerleri fethediyorsunuz ama sadece sosyal medyadan. Bugüne kadar beyhude laflar dışında bir aksiyonunuzu görmüş de değiliz. Umarız bundan sonra akıllanır, Kudüs Kralı’nın düştüğü hataya düşmez, Selahaddin Eyyubi gibi davranmayı öğrenebilirsiniz.

Kadir SARIKAYA

twitter.com/SarikayaKa

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s