Karolin Fişekçi: Ermeniyim diye Atatürkçü olamaz mıyım?

 

Belki iki ay önceden sözleştik ama bir türlü denk gelemedik. Sevan Nişanyan gibi ‘Atla gel Bebek’teyim, yapalım şu röportajı’ süratinde gerçekleşmedi. Karolin İstanbul’dayken ben Kıbrıs’taydım, İzmir’deydim. Ben İstanbul’dayken o Fethiye’deydi. Hayatımda en çok sürüncemede kalan ve en sonunda ‘Galiba yapamayacağız bu röportajı’ diye iç geçirdiğim anlardan birini yaşıyordum. Bir türlü bir araya gelemiyorduk. En sonunda Büyükçekmece Sahili’nde buluştuk. Açıkçası önyargılı başladım röportaja. Karolin’in dilinin kemiği yok, diye biliyordum. Şimdi günümüz politikası hakkında öyle sözler söyleyecek ki kendi başını da, benim başımı da yakacak diye düşünüyordum. Öyle olmadı. Karşımda çok mantıklı konuşan, kendi doğrusunu olduğu gibi savunan bir kadın gördüm. Hiçbir şekilde art niyeti yoktu, tamamen saf düşüncelerini söylüyordu ve ‘Tamam’ dedim, ‘İşte beklediğim oldu.’ Önyargılarım böylece kırıldı. Bugüne kadar yaptığım röportajlar arasında neredeyse makaslamadığım tek röportaj diyebilirim. Bu durulukta bir röportajı da makaslamak haksızlık olacaktı zaten.

Kadir Sarıkaya

 

 

 

-Bir sanatçı, bir ressam neden bu kadar siyasetle ilgileniyor?
-Artık ilgilenmiyorum zaten, yeter. İlgilendim ama birçok kişi de ilgilendi. Gezi sürecinde herkes, politik olmayan kişiler bile politik oldular.
-Sen apolitik miydin yani?
-Tamamen apolitik değildim. Bir şeyleri takip ediyordum. Bu kadar değildi. Sosyal medya artık yanında politik tweetlerle geliyor. Böyle bir hale geldi Türkiye’deki durum. Ben biraz daha sanat yönünden olsun istiyorum artık. Müzik, resim, edebiyat, sinema paylaşalım. Her ülkede bizimki gibi bir durum yok. Birbirleriyle atışmalar, kavgalar… Az küfür yemedim, az ülkeden kovulmadım. Cinsel içerikli tehditlerden sonra insan bir yerden sonra ‘Yeter’ diyor. Bir yandan eğlenceli oluyor fakat bir yandan da sulandırılıyor ya da o şiddet dili bunaltıyor. Politikadaki enerji göz önünde bulundurulduğunda Twitter’da bir şekilde rahatlıyorsun.
-Twitter’da çok popülersin.
-Olabilir, ben hiç takipçi satın almadım ama beni takip edenler de nitelikli kişiler.IMG_6907

 

BANA “YÜRÜ GİT ERMENİSTAN’A” DİYORLAR!

 

-Bir ton küfür, hakaret yiyorsun. Buna rağmen mi nitelikli kişiler?
-Önceden daha nitelikliydi ama hakkında haberler yapılınca bu sefer hedef gösteriliyorsun. Üstüne kadınsın, hoş bir kadınsın, gayrimüslimsin, o zaman “Bunu demek sana mı kaldı, yürü git Ermenistan’a” diyorlar. Ermenistan’la benim ilgim yok. İstanbul doğumluyum, annem babam Sivaslı. Ermenice bilmem, Ermenistan’a karşı bir ilgi beslemiyorum, “Gezmek istediğin 10 ülkeyi say” deseler, listeme bile girmez. Merak etmiyorum, merak etmek zorunda da değilim. Ermeni tarihiyle de ilgilenmiyorum, ilgilenmek zorunda da değilim.
-O zaman üzerine yapışmış bir yafta bu.
-Yafta. Ayrıca Ermeniyim diye illa ki 1915 Olayları’nı bilmek zorunda değilim ki. Anadolu Ermenisiyiz. Aile kökenimi bilirim, kültürü bilirim ama bazı kelimeler dışında Ermenice bilmem, yakın tarihe de ilgim olmadığından bu konularda asla iddialı değilim.
-Hrant Dink de öyleydi. O da Malatya’nın Ermenilerindendi.
-Aslında Anadolu’daki Ermenililikte bir tek din farkı var. Biraz daha ticaret, zanaat var. Birçok şey Anadolu kültürüyle aynı. Bir fark yok. Saldırmak, sataşmak istiyorlar, bu kasıtlı oluyor.
-İyi de o zaman siyasete niye bulaşıyorsun?
-İnsan bazen sorumluluk hissediyor. Ayrıca biraz rahatlıyorsun, içini döküyorsun.

 

BEN GEZİ’DE 3-5 AĞACIN DERDİNDEYDİM

 

 

-Gezi zamanında aktif miydin Twitter’da?
-Aktiftim. Ama hayatımda slogan atmış değilim. Gidip sokakta mücadele etmedim. Her zaman işin sanat yönüne baktım, daha kapalıydım. O zaman da yazıyordum, “Buraya yardım gerekiyormuş” türünden tweetler atıyordum. Şunu özellikle söyleyeyim; benim niyetim gerçekten 3-5 ağaçtı. Benim derdim buydu.
-Doğasever bir insansın o zaman. Gezi’nin sonradan evrilen tarafını kabul ettin mi?
-Kısmen. İnsan haklarına, demokrasiye önem veririm. Fakat forumlara katılmadım. Forumlarda zaten havanda su dövülmüş. Onu da tahmin ediyordum. Kendim ne yapabilirim diye bakıyordum. Benim en önemsediğim şey doğa.
-Buraya kadar, Gezi’ye sadece ‘doğa yüzünden’ önem verdiğin sonucunu çıkarıyoruz.
-Öyle oldu. Ondan sonra oradaki yardımlaşmayı görünce o kısmı sevdim. Çiçek çocuklar durumu.
-Ama o kuşak apolitikti. Y kuşağı diye tabir edilen türden.
-Ben hiçbir zaman çok politik, yumruk havada biri olmadım. Sol görüşlüyüm, sosyalistim, ama bunun hiçbir zaman slogan atan tarafında olmadım. Yapımda bu yok. Ben resim yaparım, bir şeyler yazarım, benim yolum budur daha çok.
-Okan Bayülgen gibi yapmadın o zaman. Bayülgen gençleri toplamıştı Gezi Parkı’na.
-İstesem belki birilerini toplayabilirdim ama öyle bir durumum yok. Şimdi ben resim yapayım, daha çok bilinçlendireyim istiyorum. Türkiye’de ve Dünyada doğa, adalet ve eğitim sistemini önemsiyorum. Çevremi korumaya özen gösteriyorum. Bu konuda da çevremi uyarıyorum.
-Tamam, iyi hoş da, Twitter’da niye siyasete giriyorsun o zaman?
-Herkes giriyor zaten.
-Senin sanatçı kimliğine zarar vermiyor mu bu?
-Bunlar bir bütün. Zarar veriyor mu bilmiyorum. Düşünüyorum da artık öyle bir noktaya geldi ki olmazsa olmaz. Mesela Bedri Baykam tipik bir CHP’liydi ama o da siyaset kokuyordu. Benim bunu konuşuyor olmam öyle bir durum değil çünkü artık herkes konuşuyor. Bağlam değişti.
-Türkiye’nin geleceğinden bir umudun var mı?
– Hiç belli olmaz. Sadece bazen umutsuzluğa kapılıyorum.
-“Çekip gideyim buralardan” gibi düşüncelerin var mı? Fazıl Say bunu çok söylüyordu mesela.
– Söylüyor ama kendisi de gitmedi. O biraz dert yanma hali. Aslında iyi niyetli bir şeydi. Müziğe onun çapında katkıda bulunmuş çok az insan var. Ülkesini sevmeyen bir insan kültürümüzü taşıyan bu kadar eser veremez. Edebiyat eserlerini şarkılara uyarladı, daha büyük kesimlere yaydı, Nazım Hikmet Korusunu kurdu vesaire.
-Şu anda olan şey nedir peki? Açık bir Tayyip Erdoğan nefreti var.
– Evet var, ama çok seven de var. Ben artık bunları düşünmek istemiyorum zaten. Ben şu anda kişilerle hesaplaşmayı geçtim. Ben nasıl faydalı olabilirim, bunu düşünüyorum.
-Gezi’de de doğacıydın zaten.
-Şuna kızıyorum ama. Ataköy’de de bir sürü ağaç kesildi. İstanbul’un göbeğinde yüzlerce yıllık ağaçlar kesildi. Gezi’ye giden kişiler Ataköy’de de oturuyordu. Belki de kapılarının önündeki ağaçlar kesildi, kimse bir şey yapmadı. Taksim sadece bir simge oldu. Ataköy sahilinin haline bak, residencelar yapıldı. Oralarda bir dolu ağaç vardı. Bunun da korunması gerekirdi. Ataköy’deki ağaçlar için neden bir mücadele olmadı? Mesela buna kızabilirim. Gezi’de biraz patlama hali vardı. 68 yazı gibiydi.
-Gezi’de olan çocuklar niye Ataköy’de yoktular? Ya da Okan Bayülgen’in dediği gibi “Havalar çok sıcak” mıydı?
-Gezi’de bir dayanışma hali vardı. Havalar sıcaktı ondandı dersek o dayanışmaya o sinerjiye büyük haksızlık etmiş oluruz. 68 Yazı için yaz ayıydı da ondan diyebilir miyiz? Gezi’ye de gittim ama olaylara hiç denk gelmedim. Birilerinin dediği gibi mevsimsel sebepleri bahane edemem. Gezi’nin de her gün içinde olmadım, daha çok sosyal medyadan takip ediyordum. Benim gittiğim zaman bir çatışma ortamı da yoktu. Sonsuza kadar parkta yaşayacak değildi insanlar sonuçta.
-Eskiden niye bu kadar siyasiydin? Şimdiden bahsetmiyorum.
-Bir yandan insan üzerinde sorumluluk hissediyor. Sonradan hiçbir şeyi değiştiremediğini görüyorsun. Daha çok kadına şiddet, arazilerin peşkeş çekilmesi gibi konularda yazıyorum.
-Hayır o konularda yazmıyorsun. Ben görüyorum.
-Yazmıyor muyum? Sen de annem babam gibi ‘Kızım, karışma siyasete’ diyorsun. Bir şeylerin değişmeyeceğini ben de görüyorum. Resim, müzik paylaşıyorum. Artık Twitter’da biraz daha sanatsal paylaşım yapmaya çalışıyorum. Televizyonda basit diziler ve yarışmalar dışında bir şey de yok. Gittikçe yeni nesil vasata geçiyor.

 

ERMENİYİM DİYE ATATÜRKÇÜ OLAMAZ MIYIM?

 

 

-Atatürkçü müsün?
-Evet, bundan da gocunmuyorum. Ermeniyim diye Atatürkçü olamam mı? Buna da çok laf ediyorlar. Şunu da itiraf edeyim, seçimden önceydi, CHP’den milletvekili aday adaylığını bile düşündüm. Sonradan vazgeçtim, bu işlerin zor olduğuna kanaat getirdim. Çok yıpranacağımı düşündüm. Sonuçta benim en iyi bildiğim iş resim yapmak. Artık doğaya yöneldim.
-Yaşlandın mı peki sen? Sürekli doğadan bahsediyorsun.
-Etrafta bu kadar çok gökdelenler varken insan doğanın kıymetini daha çok biliyor. Bunlar olmasaydı, doğaya bu kadar sarılmazdım belki de. Siyasette Twitter’da belki aktifim, demek ki taşı gediğine koyuyorum ki sen de bu kadar bana ‘Niye aktifsin?’ diyorsun.
-Seni ne ilgilendiyor, sadece işini yapsan senin için daha iyi olmaz mıydı?
-Herkes “bana ne” derse hiçbir şey olmaz. Biz mi kurtaracağız, bilinmez. Keşke öyle bir şey olsa…

 

 

TÜRK-KÜRT MESELESİNDE TARAF OLAMAM, ZORUNLU ASKERLİĞE KARŞIYIM!

-Peki o zaman, son yaşanan olaylar hakkına ne düşünüyorsun?
-Ben son 2 aydaki olaylar beni aşıyor gerçekten. Buradan konuşmak kolay. İnsanlar sürekli birbirini kandırmaya hazır. Ben biraz bundan bıktım. Doğaya yöneldim çünkü doğa yalan söylemez. O yüzden kalsın diyorum, uzak duruyorum. Doğada kandırmaca yok hiç olmazsa.
-Dağları, taşları, denizleri çok seviyorsun yani.
-Dalga geçer gibi soruyorsun.
-Tabii ki dalga geçiyorum. Şimdiye kadar değil ama şimdi söylediklerin bana saçma geliyor. Çünkü siyasisin. Bunu gözardı ediyorsun.
-Şöyle söyleyeyim, ben Türk-Kürt meselesinde taraf olamam çünkü bu konuyu hiç bilmiyorum, hakim de değilim. Bir şey soruyorum, Türkler kızıyor, başka bir şey söylüyorum Kürtler kızıyor. Ben daha çok soru sormayı seviyorum. İnsanlar bazen alınıyor. Oradaki durumu bilemem. Terör tekrar arttı ama bilemiyorum.
-Bilmeden yazdığın bir sürü tweet var, yapma lütfen.
-Ben şehitlerle ilgili şeyler yazıyorum, herkes gibi lanetliyorum, üzülüyorum. Terör çok da baş edilecek bir şey değil. Vahşi bir hayvan gibi düşün. Terörde riske girdiğin zaman zarar görürsün. Bu herkes için geçerli. Ben de üzülüyorum ama üzülmek dışında elimden bir şey gelmiyor, ateş düştüğü yeri yakıyor. O insanlar kocasız, evlatsız kalıyor. Bir kişi bile kıymetli. Karşılıklı inatlaşma yüzünden böyle oluyor. Bizi aşan hesaplaşmalar var. İstanbul’dan konuşmak çok kolay. Hasankeyf’e gitmiştim ama bu da turistik bir geziydi. O yüzden bu konuda ahkâm kesemem. Zorunlu askerliğe de karşıyım ayrıca. HDP o kadar güçlü olsa zaten terörü durdururdu. Demek ki kendilerini aşıyor. Demirtaş, HDP’ye göre fazla Beyaz Türk kaldı hatta. Ben bu yorumları kenardaki bir vatandaş olarak yapıyorum sadece. Siyasete o kadar bulaşmak istemiyorum artık. Çevre ve doğa konularında faydalı işler yapmak istiyorum. Sanatım da buna evriliyor.

 

Kadir Sarıkaya

twitter.com/SarikayaKa

4 comments

  1. Ezgi

    Bu nasıl bir cehalet anlamak mümkün değil. Doğayı korumak, bir çiçek böcek sorunu gibi apolitik bir mevzu değildir. Gerçek ve bilinçli bir sosyalist zaten ekolojik talanın genel bir tahakküm sorunun tezahürü olduğunu, gayet politik bir mevzu olduğunu bilir. İşte bu yüzden mesele sadece “üç beş ağaç” değildir. Bu söylem Akp’nin Gezi’yi karalamak için kullandığı tuzağa düşmekten başka bir işe de yaramaz.
    Zaten Selahattin Demirtaş’a “Beyaz Türk” diyerek, Akp ile aynı söylemi kullanıyor, farkında bile değil. Yoksul, işçi bir ailenin yedi çocuğundan biri olan, hayatı rejimle mücadele etmekle geçmiş bir kürt politikacı nasıl “Beyaz Türk” oluyor, bunu da açıkasaymış keşke. Sanırım “Beyaz Türk”ün ne demek olduğunu bile biliyor.
    “Muhalifim” demek, gerçekten muhalif olmaya yetmiyor. Röportajdan anladığım kadarıyla utangaç bir Akp’li kendisi, ama farkında değil henüz:)

  2. F.The System

    Farklı bir etnisiteden geliyor olmak avantaj kadar dezavantaja da sebep olabiliyor. Aslında içimizden biri olan Karolin, Ermeni olduğu için turist muamelesi görüyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s