Kapitalizmin Merhametsiz Vicdanı

Bak, kendimi bir realist olarak görüyorum.Ama felsefi terimlere göre buna pesimist deniyor.

Marty : Tamam. O ne demek peki?

Rust : Partiler bana göre değil demek.

Bence insan bilinci evrimde trajik bir şekilde ilerledi.Çok fazla bilinçlendik.Doğa kendinden bağımsız bir bakış açısı yarattı.

Bizler doğa kanunlarına göre var olmaması gereken yaratıklarız.

Hepimiz bir yanılsama içindeyken duyusal deneyimler ve hislerin gelişimi sayesinde birey olduğumuzu sanan fakat aslında bir hiç olan bireyleriz.

Marty : Yerinde olsam bu saçmalığı etrafta söylemezdim.Buradaki insanlar böyle düşünmüyor. Ben öyle düşünmüyorum.

Rust : Bence türümüzün yapması gereken onurlu davranış programlamamızı reddedip ,üremeyi durdurmak ve hep birlikte soyumuzu tüketerek kardeşçe bu haksızlığa bir gecede son vermektir.

Marty : O halde ne diye sabah yataktan kalkıyoruz ki?

Rust : Ben de kendime bunu soruyorum ama aslında bu sorunun cevabı intihar etme cesaretimin olmamasıdır.

True Detective dizisinden

Sizi hiç ilgilendiriyor mu bilmiyorum ama ben dünyanın bu kadar kalabalık olmasından çok sıkıldım. Farkında mısınız, birileri hiçbirşey yapmadan istihkakımızı çalıyor ve buna ‘dur’ diyemiyoruz. Dediğimiz anda ‘uyumsuz, kafadan kontak, deli, çıldırmış, düzene başkaldıran’ ilan ediliyoruz. Peki ne yapmalı sorusunun bir cevabı ne yazık ki yok. Nietzsche gelsin de Nihilizm öğrensin demeyeceğim ama Dünya bana yokuş aşağı yuvarlanan ve frenleri çoktan patlamış bir kamyon gibi geliyor.

Patrona gösterdiğin saygıyı ailene göstermiyorsun, onu anladık. Şirketin verdiği arabayla, tabletle, kıytırık İphone’la caka satıyorsun, hadi onu da anladık, peki bu köleliğe neden ‘evet’ diyorsun? İşte bunu anlamıyorum. Her Allahın günü sabahın köründe kalkıp akşam güneş batınca evine gelmek gerçekten ‘meşguliyet’ mi, para kazanmak mı, aidiyet mi, yoksa ‘mecburiyet’ mi? Hayır, hiçbirisi değil. Her şeyi bırakıp gidebilirsin. Seni prangalara vuran bütün zincirleri kırma hakkına sahipsin. ‘İşsiz kalın, sürünün’ demiyorum. Sadece biraz daha ‘dik duruş’ istiyorum. Bu cesareti gösterecek olanlarımız aramızda pek az. Ya Malcolm X’in sözleri ne olacak;

“Bütün uyuyanları uyandırmaya tek bir uyanık yeter.”

Elimden geldiğince değil, hançeremi yırtarak bugüne kadar bir ton yazı yazdım. Ben artık dünyada bir şeylerin değişebileceğine, daha farklı bir geleceğe, hele umutlu bir geleceğe yol alacağımızı asla düşünmüyorum. Buna ister karamsarlık deyin, ister nihilizm, ister egzistansiyalizm, umurumda bile değil. Şu koşullarda, insanların şartlanmış olduğu gerçekler o kadar beş para etmez ki büyük mağazaların kataloglarından perde seçen birer primata dönüştüğümüzün farkında bile değiliz.

Vicdanı, merhameti, empatiyi, saygıyı, sevgiyi, aşkı, dostluğu, arkadaşlığı, paylaşmayı unuttuk. Artık herkes cüzdanındaki kredi kartının limiti kadar. Yokuş aşağı yuvarlanan bu kamyon öyle bir duvara toslayacak ki sonunda kapitalizmin ne menem bir iblis olduğunu çok iyi anlayacaksınız. İş işten geçmiş olacak. Geriye dönüşünüz imkansız olacak. ‘Ah vah, tüh tüh’ edeceksiniz, nafile. ‘Kapitalizme karşı çıkın’ demek ‘Alışveriş yapmayın’ anlamına gelmiyor. Böyle düşünen salakları bir köşeye alalım, derdimizi onlara daha sonra anlatırız. Tek hakikat şu ki kapitalizmin vicdansız merhameti üstümüzden silindir gibi geçiyor; bizi eziyor, ezmekle kalmıyor, ruhumuzu kemiriyor ve ortaya George Orwell’ın 1984 romanındaki robotik karakterleri haline dönüşen yığınlar kalıyor.

Her gün bir yığının parçası oluyoruz ve buna dur diyecek kimseyi de tanımıyoruz. Öyle biri yok. Hiç gelmedi. Gelmeyecek de.

Sokakta çerçöp toplayan çocuğun gözlerine bakıyorum, o bakamıyor, neden?

Garsonlar bana neden ‘Efendim’ diye hitap etmek zorunda, neden?

Beyaz yakalılar patronlarının Paris’te tatil yapması için sömürüldüğünün farkına bir türlü varamıyor, neden?

Mavi yakalılara bunca eziyet edilirken sesini çıkarmayan beyaz yakalılar, üst merciiler tarafından kovulduklarında veryansın ediyorlar, neden?

Anlatmaktan bıktım, anlamamaktan bıkmadınız.

Kapitalizmin, Firavunların piramit inşa eden köleleri sömürdüğü gibi bütün insanlığı sömürdüğünün, mahvettiğinin, iğdiş ettiğinin farkına varamıyorsunuz, neden?

Ellerinizde şirketlerin verdiği Sodexho’lar, ticket’lar, arabalar, laptoplar, tabletler işten atıldığınızda geri alınıyor. Yani siz sadece kullanılan bir araçsınız. Size verilen o kartvizitler emanet. O emaneti bir gün geri alıyorlar, tıpkı canınızın alınacağı gibi. Bütün bunlara göz yumuyor ve kariyer hedefleri yapıyorsunuz. Bu söylediğimden ‘Evde oturun, çalışmayın’ anlamı çıkaracak budalaları da bir köşeye itelim, onlara da derdimizi sonra anlatırız.

Bunca körlük içinde ayna satmaya çalışmanın ne kadar zor olduğunu nihayet kavradım.

Bu iştiyaklı köleliğiniz bir gün elinizde patladığında, mutluluğun kartvizitinizde yazan ünvanda olmadığını anladığınızda ne olacak biliyor musunuz?

Son süratinizle kımıldamayan bir engele çarpacaksınız.

Sizi Firavun’un kölesi olmaktan kurtaracak bir Musa gelmeyecek, boşa heveslenmeyin.

Bütün çareleri, bütün çıkış noktalarını, köprüden önce son çıkışları kendi ellerinizle kapattınız. Patronların verdiği üç kuruş maaşlarla Nevizade’de ziftlenmekten ben bıktım, ya da iş arkadaşlarımla haftasonu güya eğlenmekten. Siz aynen devam edebilirsiniz.

Ne diyordu Rust Cohle?

“Partiler ‘artık’ bana göre değil”

Kadir SARIKAYA

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s