Kariyer Peşinde Koşanların Çok Hüzünlü Hikayeleri

Bu akşamki matinemizde sizlere ta uzak diyarlardan getirdiğimiz ünlü Jazz sanatçısı… Yok öyle bir şey. Jazz sanatçısı da neymiş? Chicago mu birader burası? Size dengesiz insanlarla uğraşmama sanatını öğreteceğim. Bakınız, çevrenizde çokça görürsünüz; ruh hali hava raporu gibi değişen, sabah karayelden eserken akşam lodosa çeviren manyaklardan hepiniz haberdarsınız.

Peki bu neden böyle, hiç düşündünüz mü? Taviz veriyorsunuz. Karşı tarafa ‘istediğin zaman bana ulaşabilirsin’ rahatlığını veriyorsunuz. O ne yapıyor? Sizi kullanıyor. İstediği zaman camınızı kıracağı bir yangın tüpüsünüz onun için. Siz fırsat verdikçe şımarıyor, böbürleniyor. Tepki göstermediğiniz müddetçe de bu ahmakça döngü devam ediyor. Sonra ne oluyor? E mutsuz oluyorsunuz. Hak ediyorsunuz da, ne yalan söyleyeyim.

Modernitenin getirdiği o gaydırıguppak kent yaşamı bizlere kurnazlığı öğretti. Sabah kruvasan ve filtre kahveyle ejderha gibi başınıza dikilen ‘Naber Burcu Hanım, maillere baktınız mı, koordinatör rapor bekliyor’ diyen Tolga beylere intisap ettiniz. Anneniz aradığında yaptığınız atarları Tolga Bey’lere yapamadınız. Öğle arasında şirketin size verdiği sadaka kabilinden yemek fişleriyle bistrolarda zıkkımlanıp, kıçıkırık bir tabağa 35 lira bayıldınız. Haftasonu Asmalı’da, Alsancak’ta, Nevizade’de, Kadıköy’de nirvanaya ulaşmaya çalıştınız.  Ulaşabildiniz mi? Hayır. Kıçınızdaki delik daha da büyüdü. 64 ay vadeyle araba aldınız, 12 ay taksitle topuklu ayakkabı. Coco Chanel’in bir şişesine 400 lira bayılmak size statü verecek sanıyordunuz, onda da yanıldınız.

İnsan Kaynakları’ndan Tülay Hanım altıncı kadehte ‘İki satırlık adamları ömrüne musallat ettiğini ve ondan dibe vurduğunu’ Çiçek Pasajı’nın anason kokan kubbelerinde çınlatırken, yanında oturan müdürü Tuncay, Tülay’ı nasıl götütürüm hesabındaydı. Her yerde mi oluyor böyle canım, biraz abartmıyor musun, ne bu plaza düşmanlığı, diyebilirsiniz. Umurumda değil. Gözlemlerimi aktarmakta hürüm ve bu hürlüğümü kullanırken de size sormayacağımdan emin olabilirsiniz.

Tanrı’ya tapmak size banal ve iptidai geldi. (Google’a gir, iptidai kelimesinin anlamını öğren. Event’ın anlamını öğrendiğin gibi. Anladın mı düdük makarnası?) Tanrı diyemediğiniz için yeni dinler icat ettiniz. Haftasonu partilemeleri buna dahil mesela. Paris’te 5 euroya içeceğiniz şaraba burada 200 lira bayılmak kıçtaki deliği biraz daha genişletti sadece ama Tülay hâlâ Tuncay’la ilişkiye giremedi. Çünkü Tülay’ın lise terk bir belalısı var. Tülay her ne kadar üniversite mezunu olsa da, içindeki feodal kadından kurtulamıyor. Arabesk sevdalısı. Tuncay Depeche Mode falan dinliyor, Leonard Cohen takılmaya çalışıyor ama o da nafile. İçinde yok. Tuncay’ın içinde Hakkı Bulut saklı. Dışında takımı Armani.

Reikiler, yogalar, pilatesler size hiçbir şey katmaz. Cüzdan boşalttığınız yoga seanslarının anavatanı Hindistan’a gitseniz, adamların nasıl pislik içinde yaşadığını görseniz, mideniz bulanmaz mıydı plaza dümbükleri? Kapıda güvenliği olan spor salonlarında ‘Om’ yaparak mı açacaksınız çakralarınızı? Adama gülerler. Organ adı zikretmeyeyim şimdi.

Plaza neandartellerinin en büyük garabeti de herbirinin CEO modunda takılması. Sanki her ay sigorta primleri yatmıyormuş gibi, yemek fişlerini biriktirip marketten alışveriş yapmıyorlarmış gibi, iş görüşmelerinde nezaketten kırılmıyorlarmış gibi caka satmaları ve kendilerini Zeus’un amcaoğlu zannetmeleri. 24 ay taksitle aldığın İpad’le de çözülmüyor bu iş genco, naber, nasılsın? Mini Cooper çok güzel araba ama soyununca bütün kadınlar karanlıkta aynı renk görünürler. Yoksa sen yatağa arabayla mı giriyorsun? Metrobüsle dünyanın en güzel kadınlarını evime taşıdım. Pişman değilim. Metrobüsün markası da Mercedes, annıyon mu?

Her şeyiniz yarım. Bu yüzden kaybediyorsunuz. Gazeteci dostum Samet Doğan demişti ki; Sonuna kadar git be insan!” Günah işlerken bile yarımsınız. Sapına kadar gitmek sizi çok korkutuyor. Hep güvenli limanlar arıyorsunuz. O gemi o limandan kalkmazsa ne işe yarar? O uçak o pistten havalanmazsa otobüsten ne farkı kalır?

Kapıda x-ray cihazlarının olduğu yüksek katlı ve çok yüksek güvenlikli plazalarda hayatın akışı çok yavaş ve Einstein’in görecelilik yasasına tamı tamamına uyuyor. Yıllık izninizde yapacağınız tatil için kredi kartından 12 taksit yaptırıp onu da seneye ödüyorsunuz. Anlık zevkinizi bir yıl içinde sizden geri alıyorlar. Anı bile yaşayamıyorsunuz lan Carpe Diem tosuncukları.

Bu devran hep böyle mi dönecek? Aynı girdapta savrulmaya devam mı edeceksiniz? Çözüm basit. Bırakın nesnelere tapmayı. Swarm’dan check-in yapınca Nobel ödülü almıyorsun yavrucuğum. Bütün özel hayatınız sosyal medyada, gözlerimizin önünde. Periscope’tan da canlı yayınlara başladınız, iyice bataklığa battınız. Mahrem, özel hayat kalmadı. Artık sevişmeler evlerden canlı yayınlanacak neredeyse. Senin boğaz kıyısında yediğin ve tabağına 40 lira verdiğin dandirik serpme kahvaltıdan bana ne ulan? Gel ben sana onu 5 liraya mâl edeyim. O zaman cakan bozulur. İlla gidilecek o pahalı mekana. Gitme demiyorum, git. Ben de seviyorum zaman zaman, daha doğrusu ‘param olduğu zaman’ şık yerlere gitmeyi. (O da ne demekse?)

Sizin gibi garsonlara ‘it’ muamelesi yapmıyorum lakin. Kendim garsonluk yaptığım için zamanında, bilirim nasıl zor bir meslek olduğunu. Evet, garsonluk da bir meslektir, zoruna mı gitti paşam?

Garsona ‘baba’ diyorum ‘patron’ diyorum ‘efendim’ diye hitap ettiklerinde bana, bozuluyorum. Ne efendisi ya, ben burada kahvemi içip sonra defolup gideceğim. Senin tek bir efendin var, beş harften oluşuyor ve ne yana bakarsan O’nu görüyorsun zaten.

Ey, kariyerlerine tapanlar, CEO’luğa, genel müdürlüğe, genel koordinatörlüğe oynayanlar, tarihin akışı içinde zerre kadar yeriniz olmayacak.

Beş parasız ölen Robert Musil kıyamete kadar baki kalacak ama siz mezarlarınızda iskeletinize Pierre Cardin giydireceksiniz.

Bu arada, sormayı unuttum, kefeninizi Gianfranco Ferre’den, tabutunuzu kiraz ağacından ister misiniz?
Pamuk konusunda bir şey diyemem ama. Onun fiyatı her yerde aynı. Kıça tıkanan Apple pamuğu çıkarsa WhatsApp’tan mesaj atarım, merak etmeyin.

Bu kadar muhabbetin üstüne mezarınızdan check-in yapmayı da sakın unutmayın ha, sonra çok bozulurum.

Ne diyorduk? Jazz konserine gidelim mi? Adını büyük ihtimalle bilmiyorsundur. Şarkılara da eşlik edemeyeceksindir. Aretha Franklin desem öküzün trene baktığı gibi bakarsın suratıma.

Demet Akalın ne güne duruyor? Dün gece birkaç film seyretmiş, canı çıkmış ağlamaktan. Aman, dava falan açıyor, açmasın. İyi şarkıdır. Ağlama Demet Akalın. Plazaların çalışanları senin sayende rahatlıyor.

Yazı biterken İstanbul’un en yüksek binası Saphire bana bakıyor. Göğe uzanmış zeker gibi dikiliyor öyle. Dikilsin dikilmesine de, yeryüzünde dikey olan her şey bir gün yatay olmaya mahkumdur, bu da unutulmasın.

İyi geceler plazacılar. Sabah erkenden doğru servise. Mehmet Bey rapor bekliyor. Attachment’lara baktınız mı? Neden maili bu kadar geç teslim ediyorsun?

Duydum ki, terfi almak için kırk takla atıyormuşsun, atma.
Başka bir mevkiiye, başka bir şirkete meylediyormuşsun, etme.
Çakralarını açmak için reiki seanslarına cüzdan boşaltıyormuşsun, boşaltma.

Metallica ne diyordu ‘Sad but true’ şarkısının son kıtasında;
“I’m your truth, telling lies
I’m your reasoned alibis
I’m inside, open your eyes
I’m you, sad but true”

Satanist diye aşağıladığınız, metalci lan bunlar diye küçümsediğiniz herifler bile çözmüş hakikati. Daha neyin traşındasınız ey koftiden dünyanın vıttırıvızzık kariyer sevdalıları?

En son Metallica’yı 2008’de Sami Yen’de seyretmiştim. Şimdi yerine residence yapılıyor.
Ya, işte öyle.
Kadir SARIKAYA
twitter.com/SarikayaKa

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s