Aradığınız kişi şu anda sizi seviyor, lütfen tekrar deneyiniz

Titreyerek asansöre bindi. Asansörün halatları hızla onu zemine doğru çekiyordu. Düşmenin zevkine vardı. Sokağa çıktı. Etrafına bakındı, hiç kimse yoktu. Adımlarını sıklaştırmasına gerek yoktu. Bir yere gitmiyordu. Bir yerden gelmiyordu. Sağa ya da sola dönebilir, düz ya da çapraz gidebilirdi. Sadece yürümekle görevliydi. İnsan kalabalığının aktığı şehrin en işlek caddesine seyirtti. Eskiler buraya Cadde-i Kebir, yeniler İstiklâl adını vermişti.

Dizlerine kadar çektikleri çizmelerinin içinde kaybolmuş müşteri bekleyen kevaşeleri gördü,  yakalanmaları halinde analarını en az yedi sene ağlatacak esrarı zulalarında saklayan torbacıları gördü, Ağa Camii’ne girip çıkan mü’minleri gördü, Ağa Camii’ne girip çıkmayan mü’minleri gördü, camiinin kapısında bekleşen dilencileri seyretti, Çiçek Pasajı’ndan yükselen anason kokusunun sponsorluğunda atılan yapay kahkahaları işitti, soğuktan gözbebekleri büzüşmüş Suriyeli bir çocuğa vicdanı ilişti, birbirleriyle hayli sert münakaşa eden bir çifti izledi (2 saat sonra sevişirler diye düşünmeyi ihmal etmedi), karşıdan karşıya geçen topal bir adama takıldı bakışları, topal adamın koluna çiçekçi bir kadının girdiğini gördü, aksi istikametten sırtındaki çantasında taşıdığı T cetveliyle muhtemelen mimarlık öğrencisi bir kız geçiyordu. Birbirlerine baktılar. T cetvelli kız, seni unutmayacağım. En çok da hayallerini merak edeceğim. 10 sene sonra bir rezidınsın 26.katında yeşil çayını mı yudumlayacaksın, yoksa Cihangir’de bir evde, hani anlarsın ya… Benimle…

Bütün bunları boşverdi. Odakule’yi geçti genç adam. Dilenci bir kadının ‘Allah ne muradın varsa versin’ dediğini işitti. Birkaç metre kadar ilerlemişti ki geri döndü, kadına 50 kuruş uzattı. Dönüp gidecekken liseden arkadaşı Murat’ın ona doğru gülümseyerek geldiğini gördü. Seneler olmuştu görüşmeyeli. Allah muradını hemencecik verivermişti. Karşıdan gelenin ilk aşkı Dilara olmasını isterdi, olmadı. Onun yerine elimizde Murat kalmıştı. Depodaki tüm Dilaralar tükenmişti. Mevsim değişikliği yüzünden olmalıydı. Herkes birbirinin elini tutmuştu, ben açıkta kalmıştım. Her zamanki gibi sezon sonunu beklemeliydim. İndirime giren, alıcı bulamayan, modası geçmiş bütün ruhlara taliptim. Çünkü benim yaralarım vardır. Yaraları olan da gelir beni bulur. Sağaltırız birbirimizi. Ben onları yaralarından öperim, onlar benim yaralarımı överler. Biz birbirimizi nerede görsek tanırız. En büyük acılar gözlerde yaşar, bu yüzden gözlerimizle anlaşırız. Biz biraz daha farklı bakarız gökyüzüne. Hani böyle harcıalem bakışlarla değil, yıldızlarda umut arayan nazarlarla süzeriz felekleri. Çünkü göklerden gelecek kararları hep beklemişizdir. İstanbul her gün yazılan yeni bir romandır. Her gün yeniden okunur, sonu bilindiği halde okunur. ‘Sıkıldım’ dersin, yine okursun. ‘Yeter’ dersin, yine istersin. ‘Bitti’ dersin, bitiremezsin. Ulan sen de İstanbul gibisin. Hiç çekilmezsin, ama çok güzelsin!

Kadir Sarıkaya

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s