Neden yazıyorsun yavrum, mesut değil misin?

Uzun zamandır yazmıyorum. Sanıldığının aksine yazmak kadar yazmamak da rahatlatır. Bazıları bunu bilmediği için her aklına gelen teraneyi yazıyor.Cemil Meriç ne diyordu? ‘Her aklına geleni yazman, yazmak değildir’ diyordu. Saksılarına üşüşen her şabalak düşünceyi kaleme almaya cür’et ettikleri için bugün ortalık yazar müsveddeleriyle dolu.

Kendisini şair zanneden köpek müteşairlerden bahsetmiyorum bile. Devrik cümle kurmayı yazarlık yapmak zanneden angutları hariç tutuyorum. İki az bilinen kelime kur cümle içinde, başında olması lazım gelen kelimeyi cümlenin kıçına ekle, oldu sana edebiyat. Aslında ucuz edebiyat. Yüksekkaldırım edebiyatı. Laleli’de bir pavyonda çalışan (gerçi artık Laleli’de pavyon da kalmadı) kötü sesli yağlı kalçalı Müjgan’ın gece sonunda, matiz olduktan sonra topuklu ayakkabısından içilen boktan yerli vodka gibi kötü kokuyor yaptığınız işler.

Yazar mazar değilsiniz. Hiçbir şey değilsiniz. Yalnızlığınızdan, egonuzdan, hayalperestliğinizden, şizofrenliğinizden hiçbir bok üretemeyip, ortaya saçtığınız kusmuklara da utanmadan ‘deneme’ ‘öykü’ ‘kompozisyon’ diyorsunuz.

Bir şeyi gerçekten yazabilmek için ‘gerçek’ bir boşluk hissetmen gerekiyor göğsünün tam ortasında. Yani doğalgazlı evde, göt yayıp jaluziyi hafif açarak, bir kadeh şarap refakatinde yazılan yazılara ‘Hasiktir be Rıfat abi’ tepkisi verebiliyorum sadece.

Bakın, ben demiyorum ki yazabilmek için serkeş olun, berduşun âlâsı olun, kapkaç yapın, adam dövün, sustalı sallayın, horoyin komasına girin, çıkın, sonra bir daha girin, şehrin kenar mahallerine tüneyin ve kaldırıma çömelerek sigara için, hayır, bunları yapın demiyorum. Yazabilmek için ‘sahici’ olmak lazım diyorum. ‘Sahici’ olursan, istersen otur boğaza sıfır yalıdan yaz. Yaz bize sahici sahici, böyle çok daha güzelsin, diyorum.

Mesela yazmayı para kazanmak için yapıyorsan, bil ki hiçbir zaman mangırın olmayacak. İyi yazan adam zaten yaptığı işin kendisine para getireceğini bilir, hiç uğraşmaz, ağlayıp sıklamaz.

Hayatımda en çok konuşmak istemediğim konulardan birisi, yaptığım işe kaç papel bayılacakları oldu. Hiçbir zaman teklifi de ben sunmadım. Para mühim olmadığı için değil, kendimi kandıramam. Sadece yaptığım işi paraya yakıştıramadığımdan. Para kendisi tıpış tıpış gelir, eğer sen peşinden koşmazsan.

Hangi işi, ne tür amaçla yapıyorsan sen osun. O yüzden pirler ne demişler ‘Aşk ola’

Aşksız yapılan her işin fahişesi olursunuz. Yoksa yazmak, çizmek, ticaret yapmak, bunlar çok sıradan işler. Sıradan olmayanın, farklı olanın, bilinmeyenin, bulunmayanın, yapılmayanın, konuşulmayanın peşinde koşmalı. Papağan tabiatlı mı olalım? Her duyduğumuzu söyleyelim, her bildiğimizi yazalım mı? Sırrımızı saklamayı bilmeyelim mi? Değersiz olanı cami avlusuna darı saçar gibi saçarsın, güvercinler üşüşür. Değerli olanı azar azar verirsin, doyumluk değil, tadımlıktır. Kıymet böyle anlaşılır.

Diyeceğimiz şudur ki arkadaş, benim, senin döküp saçtığın ve adına ne yazık ki ‘yazı’ dediğin beyin parazitlerine ayıracak vaktim yok. Kibrine, egosantrizmine benden geçit yok. O yüzden bir kez daha düşün yazmadan önce.

Ben resim yapıyor muyum ulan puşt!

twitter.com/SarikayaKa

Kadir SARIKAYA

One comment

  1. Aze

    “Aşksız yapılan her işin fahişesi olursunuz” Buna çok katılıyorum.. Bir de, yazmamamın da rahatlattığına… Genel olarak yansıttığınız öfke güzel… Tebrikler…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s