Ben iki dakika intihar edip geliyorum

Sene 2010. Hacı Örüç. 40 yaşında. Diyarbakır’da yaşıyor. Yaşıyor-du daha doğrusu. 4 çocuk babası. Geçimini sokaklarda seyyar satıcılık yaparak sağlamaya çalışıyor. Ramazan günü, eve geliyor. İftar vakti yakın. Karısına ‘Ne yemek yaptın?’ diyor. Karısı ‘Yapamadım’ diyor. Hacı, ‘Neden?’ diye soruyor. Karısı ‘Yiyecek alacak para yoktu’ diyor. Hacı Örüç karısına hiçbir şey söylemiyor. Çocuklarına sarılıp ağlıyor. Akabinde yan odaya geçiyor. Uzun zaman yan odada kaldığını fark eden karısı kapıyı açıyor ve manzarayı görüyor; kocası Hacı Örüç kendisini tavana asmış.Şimdi bunun sebepleri üzerine siyasi ya da ekonomik bir tartışma kapısı aralamayacağım. Diyeceklerim başka.

İki gündür, intihar öncesi veda videosu çekip (bakın bu da trend olacaktır, ya da buna benzer şeyler yapılacaktır. 21.yüzyıl –show business-yüzyılıdır, yazın bunu bir köşeye) kendisini Nişantaşı’ndaki evinde, doğalgaz borusuna asarak intihar eden müntehir Mehmet Pişkin konuşuluyor. Videosunu birkaç defa izledim, sosyal medyada artık her şey ışıktan bile hızlı hareket ettiği için hakkında ortalama bilgilere sahip oldum. İntiharına sebep olarak ‘Allah’a inanmıyor oluşunu’ gösterenlere herhangi bir cevap vermeyeceğim. Onlara laf anlatmakla tüketecek vaktim yok.

Mehmet Pişkin, başarılı bir yazılımcı. İyi bir çevresi var, arkadaş canlısı, belli ki etrafınca da seviliyor. Ya da ‘sevildiğini’ düşünüyor. İş dünyasında ‘sevmek’ ya da ‘sevilmek’ diye bir şey yoktur, müntehir arkadaş da bunun bilincindeydi sanıyorum. Videosunda iyi ilişkiler yaşadığını, muhteşem insanlarla çalıştığını ancak uzun zamandır yaşama isteğini kaybettiğini, üstesinden gelemediğini söylüyor, abartılı jest ve mimiklerle yabancı arkadaşlarının da anlaması için bir müddet İngilizce konuşuyor, sonra yeniden Türkçeye dönüp vasiyetini bildiriyor, arada kendince bir takım sayıklamaların ardından çok sevdiği bir şarkı eşliğinde sigarasını yakıyor, bir kadeh şarapla birlikte ‘Aşkla kalın, hayatınız iyi olsun, bye bye’ diyerek tasını tarağını toplayıp gidiyor bu dünyadan.

Mehmet Pişkin ya da Hacı Örüç. İntihar yöntemleri aynı. Biri Diyarbakır’da, şanssız bir adam. Hayatın pek de ondan yana zar attığını söyleyemeyeceğim.

Mehmet Pişkin’e gelince… Aklını daha iyi kullanmış, başarılı olmuş, nihayetinde İstanbul’a kapak atmış bir beyaz yakalı.

Belli ki ince bir ruhu varmış Mehmet’in. Çok sıkılmış, bütün bu maskeli yüzlerden….. Böyle diyeceğimi sandınız değil mi? Hayır, demeyeceğim. Hacı Örüç’ün yaşamsal bir kaygısı vardı ve kendini astı. Mehmet Bey’in yaşamsal bir kaygısı yoktu, varoluşsal kaygısı vardı. Maddi sıkıntıları var mıydı onu bilemem.

İntiharların bana hatırlattığı tek şey doğal seleksiyon oluyor ne yazık ki. Güç kaybedildikçe doğa da artık seni istemiyor.

İntihar kıyaslaması yaptığım düşünülmemeli. İntihara giden yolun aynı asfalttan döşendiğini, sadece kullanılan malzemelerin farklı olduğunu birbirinden bağımsız iki ayrı örnekle anlatmaya çalışıyorum. Hacı Örüç’ün intiharında çok bariz, giderilemeyen yaşamsal bir ihtiyacın verdiği ızdırap vardı. ‘Ne demekti evde yiyecek ekmeğin bile olmaması?’

Düşünsene. Eve geliyorsun ve parasızlıktan bir çorba bile kaynatılamamış. Allahın belası çorba markette 1 lira 25 kuruş. 5 litrelik pet su alsan, 2,5 lira. Bir de yağın olsa. Bir de ekmek. Yani 10 liraları bile yokmuş Örüç ailesinin. O ızdırabı bilemesem de anlayabilirim, iliklerimde hissedebilirim.

Peki Mehmet Pişkin için öyle mi? Bana kalırsa Camus’yü (ki bana Sisifos Söyleni’ni okumuş gibi geldi) hiç mi hiç anlamamış.. Sartre’ı okumuş ama okurken caddede dozer çalışıyormuş herhalde ki ses yüzünden kafası karışmış. Varoluşçuluk sana intiharın doğru bir şey olduğunu söylemez. Sadece ‘intihar’ gibi çok büyük bir soruya cevap arar. Yine de verdiği net bir cevap yoktur. İntiharın doğru ya da yanlış olduğuna dair bugüne kadar mutlak bir doğrulama ya da reddiye yapılmamıştır. Camus ve Sartre gibi yazarlar da insanın bu karanlık doğasını sorgulamakla yetinirler sadece. Bulantı’yı okuduktan sonra intihara meyleden adam kesinlikle ölmelidir. Çünkü dünyanın öyle bir gerizekalıya ihtiyacı yoktur.

Mehmet Pişkin’e kızmıyorum, üzülmüyorum ya da sevinmiyorum. Nötrüm ona karşı. Çünkü tanımıyorum, bilmiyorum. 13 dakikalık bir videodan içinde bulunduğu patolojik durumun tespitini yapamam, teşhis koyacak kadar psikoloji bilmiyorum. Bildiğim tek şey, her şeyin hormonlarla ilgili olduğudur. Bunu da bana öğreten senin yavşak Cioran eniştendir. (Cioran da intihar etmişti. Hiç üzülmemiştim. Çürümenin Kitabı’nı Ankaralı Turgut yazmış olsa emin olun o da intihar ederdi.) Cioran bana, her şeyin ama her şeyin, istisnasız her şeyin hormonlarla ilgili olduğunu bildirdi. Nedendi bu? Cioran bunu mabadından sallamıyordu herhalde.

Donanımlı bir psikiyatriste gittiğinizde sizden mutlaka dört başı mamur kan testleri ister. Çünkü kanınızdaki değerleri görmek ister. Yaşadığınız problemin psikolojik mi, fizyolojik mi olduğunu anlamak ister. Depresyon dediğimiz şeyin bazen B12 vitamini eksikliğinden kaynaklandığını söylediklerinde size, doktoru aptal olmakla suçlar ya da sizinle alay ettiğini düşünürsünüz. Halbuki gerçek budur. B12 ya da herhangi bir şey. Belki  beyninin dopamin salgılamasında bir aksaklık vardır ve bu yüzden majör depresif olmuşsundur. Tabii bu söylediklerim, depresyonun mutlaka ‘kandaki bazı değerlerin’ eksikliği ya da fazlalığından kaynaklandığını göstermez. Beyindeki ilgili bölüm hasarlı da olabilir, serotonin eksikliği de olabilir. Bakın ‘travma sonrası stres bozukluğundan ya da anksiyeteden’ bahsetmiyorum kıymetli Parisli hemşehrilerim, onlar apayrı bir mevzu.

Bilim ‘a posteriori’ yoluyla idame ettirir kimliğini. Kulaktan dolma zırvalarla değil. Sen aşık olduğun zehabına kapılırsın, bir bakarsın o dönemde vücudun darphanenin para basması gibi dopamin salgılıyor. Sonra aşık olduğun kişiyle beraber oluyorsun, seks yapıyorsun, bir anda soğuyorsun. Niye? Çünkü dopamin salgılaman artık durdu. Hedefine ulaştın. Bu, bir döngü halinde devam ediyor. Dopamin arttıkça senin ‘hoşlantı’ dediğin şey gerçekleşiyor, dopamin tavan yaptığında da ‘aşkımdan bitiyorum’ diyorsun.

Ulan elinizde koca bir dünya var. Artık bilginin her türlüsüne ulaşmak saniyelerinizi alıyor. Hala kalkıp gayet yaşamsal sebeplerden kaynaklanan bütün kaygı bozukluklarına ‘depresyon’ demekten utanmıyorsunuz.  Niye depresyonda olduğunu düşünüyorsun biliyor musun? Çünkü kendini gerçekleştirememişsin. Kendini gerçekleştirmeye başladığın anda depresyonun birbirini yıkan domino taşları gibi devrilip gittiğini görürsün.

Soyut kaygıları dev aynasında büyütüp reel problemler haline getirerek salakları çok iyi kandırıyorsunuz, orası ayrı. Belki bilmek isteyenler olabilir. Belki intihar etmekten bu yüzden vazgeçecek binlerce insan olabilir.

Yaşamda bir anlam arıyorsanız, çok geç kaldınız. Anlam dediğimiz şeyi de biz oluştururuz. Anlamın olması da şart değildir. İnsan, temelde doğası gereği yaşamaya programlıdır. ‘İntihara doğuştan meyilli olmak’ gibi absürd bir düşünceye kargalar bile güler.

Seni intihara meyilli yapan sonradan edindiğin kazanımlarındır. Hiç kimse anasının karnından Selim Işık olarak doğmuyor yani. Yaşadıkları onu o noktaya ulaştırıyor.

Mehmet Pişkin’e gelince. Umarım bulamadığı anlamı sonunda elde etmiştir. Ya da belki de anlamsızlık denizine balıklama atlamak onu rahatlatmıştır, bilemem. Söylemek istediğim, her şeyde soyut sıkıntılar ya da gerçekte var olmayan kargaşalar aramayın. Gerçek belki de orada, önünüzde bir yerlerde duruyordur ama sizde fark edecek göz yoktur. Gören birine danışın. Ama bu danıştığınız kişiler ‘Hayat çok boktan abi ya’ adamları olmasın. Ceplerine birkaç bin lira koyup, ‘Hadi sen bi gez dolaş’ deseniz bu toramanlara, dertlerinden eser kalmayabilir.

Varoluşçuluğu özümsemiş birey ‘varlığı’ bildiği halde yokluğun bilincinde olandır. ‘Varoluşun’ yokluk sancısını çekmek budur.

Hacı Örüç dünyaya gelmiştir ama öylesine gelmiş gibidir. ‘Partilemek’ ne demektir, haberi yoktur. Eve gelir, ocakta kaynayan yemek de yoktur. Yan odaya geçer. ”Ulan ekmek bile yok, ben niye varım ki? Çocuklarıma ekmek bile getiremiyorsam ben niye buradayım ki?’ der ve asar kendini.

Çünkü evde yiyecek ekmek yoktur. Yiyecek ekmeğin yoksa, ‘motivasyonumu kaybettim abi bulamıyorum, sende yedeği var mı?’ diye soracak takatin de kalmaz canısı.

Mehmet Pişkin dünyaya öylesine gelmemiş gibidir. Hedefleri vardır, iyi bir üniversiteden mezundur, istediğini elde etmek için zekâsını kullanmış, şansı da yaver gitmiş ve bir şeyler başarmıştır. Fakat bu başarı onun derin bir buhrana sürüklenmesine engel olamamıştır.

Bütün bunlardan ‘fakirin intiharı onurludur, zenginin intiharı şımarıkçadır’ gibi bir anlam çıkarmak tarafımdan yasaklanmıştır. Böyle bir kanaate kapılanların beni hiç anlamadıkları tespit edilmiş olup youtube’da kedili videolar açıp bol bol kahkaha atmalarına izin verilmiştir.

Doğamız gereği hayvani güdülere sahibiz ve temel gereksinimlerimiz yemek, içmek, barınmak ve güvenliktir. Dikkat edin, üreme demiyorum. İhtiyaçlar hiyerarşisinde üremek sonra gelir. Evvela, hayatını devam ettirebilmen için en temel gereksinimlerini karşılaman gerekiyor zira.

Kursağından iki lokmayı dahi zor geçiren biriysen, Nietzsche’yi önce sen satılığa çıkarmalısın.

Kadir SARIKAYA

http://www.twitter.com/SarikayaKa

One comment

  1. ali aydemir

    Mehmet piskin in videosu izledigimde konusmanin ve eylemin celiskiler barindigini gordum.
    Kendine ruh ve akil bakimindan nazik,baskalarini dusunen ve derinlikli birini oldugunu soyluyor, arkasindan insanlar da bak adam mukemmel adamdi ama olumu korkusuzca secti diyerek idollestiriyor.
    Simdi burada nazik ve derinlikli olmasindan ne anlamdigi nedir acaba, kendisinin olumunden sonra ailesi ve yakin cevresinin cekecegi acilari ve izdiraplari dusunme yetisi ve duyarliligi gosteremeyeh birisi birakij nazik biri olmayi normal biri bile olmayi basaramamaktir. Videoda bunalimda olmadigini ve akilli oldugunu hissetirmeye calisan Piskin anlattiklari ve davranislariyla hedonist ve egoist kisi bozukluguna dair emareler gosterdigini goremeyecek kadar aklini kullanamamaktadir.
    Ayrica yapacagi eylemi de afise ederek sevdiklerinin acisini bir kat daha artirarak cevresine duygusal zarar vermeyi amaclayan bir haline donusmektedir. Normal bir insan davranisi degildir, bana gore diyarbakirli adamjn eylemi daha gercekcidir ve normaldir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s